Akşam olur ve insan bazen kendi kendine şu soruyu sorar: “Bugün ne yaptım da bu kadar yoruldum?” Bütün gün ağır bir iş yapmamışsındır belki. Kilometrelerce yürümemiş, büyük bir sorun çözmemiş, görünürde ciddi bir yük taşımamışsındır. Yine de zihnin dağınık, bedenin isteksizdir. Kimseyle konuşmak istemezsin. Yarım kalan bir çay, cevaplanmamış birkaç mesaj ve sessizce uzanma isteği kalır senden geriye.
Böyle zamanlarda insan kendisine karşı biraz acımasız olabiliyor. “Ben neden bu kadar isteksizim?”, “Herkes bir şeylere yetişiyor, ben neden zorlanıyorum?” diye düşünüyor. Hatta yaşadığı hâli tembellik olarak görmeye başlıyor. Oysa insanı tüketen şey her zaman çok çalışmak değildir. Gün boyunca kendini tutmak, söylemek istediğin sözleri ertelemek, güçlü görünmeye uğraşmak ve herkesi idare ederken kendi ihtiyacını sürekli sonraya bırakmak da insanın gücünü azaltır.
Günlük hayat dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan görünebilir. Sabah kalkarsın, hazırlanırsın, işe ya da okula gidersin, birkaç insanla konuşur, bazı sorumlulukları yerine getirirsin. Fakat zihnin bütün bunların yanında başka şeylerle de uğraşır. Gelecek ayı düşünür, geçmişte söylenen bir cümleyi tekrar eder, yetişemediğin işleri hatırlar, birinin sana karşı tavrını anlamlandırmaya çalışırsın. Bedenin bir odada otururken zihnin gün boyunca farklı yerlere gidip gelir.
Bu nedenle günün sonunda nasıl hissettiğini yalnızca yaptığın işlerin sayısıyla ölçmek yanıltıcı olabilir. Görünmeyen uğraşların da bir ağırlığı vardır. Belirsizlik, sürekli karar vermek, bir ilişkinin içinde neler olduğunu anlamaya çalışmak, maddi kaygılarla yaşamak ve her an ulaşılabilir olmak insanın enerjisini sessizce azaltabilir. Dinlenirken bile bir şeyleri kaçırdığını düşünüyorsan bedenin durmuş olsa da zihnin hâlâ çalışıyordur.
Telefonu birkaç dakikalığına eline aldığında onlarca hayatın içinden geçiyorsun. Birinin başarısını, diğerinin tatilini, bir başkasının yeni başlangıcını görüyorsun. Ardından kendi hayatına dönüp eksiklerini düşünmeye başlayabiliyorsun. Bunu bilinçli olarak yapmasan bile zihnin karşılaştırıyor. Sanki herkes ilerliyor, sen ise aynı yerde kalıyormuşsun gibi bir his oluşuyor. Oysa gördüğün şeylerin çoğu, hayatların tamamı değil; seçilmiş birkaç görüntü.
Bazen yaşamak bile bir cesaret işidir.
Seneca
Bu cümleyi yalnızca büyük acıların içinden geçen insanlar için düşünmemek gerekir. Kimi gün insanın kalkıp gündelik sorumluluklarını sürdürmesi, kimseye belli etmeden içindeki karmaşayla birlikte yaşaması ve her şeye rağmen hayatın içinde kalması da emek ister. Dışarıdan sıradan görünen bir gün, onu yaşayan kişi için oldukça ağır olabilir. Bu yüzden başkalarının kolayca yaptığı şeyleri o gün yapmakta zorlanman, senin güçsüz olduğunu göstermez.
Belki de kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Neden böyle hissediyorum?” değildir. “Gün içinde içimde neleri taşıyorum?” sorusu da önemlidir. Kime yetişmeye çalışıyorsun? Hangi konuda sürekli kendini açıklamak zorunda hissediyorsun? Dinlenirken bile suçluluk duymana sebep olan şey ne? Bu soruların hemen bir cevabı olmayabilir. Zaten insanın her duyguyu anında çözmesi gerekmiyor. Bazen yalnızca ne yaşadığını fark etmek, kendine yönelttiğin sertliği biraz azaltabilir.
Dinlenmek de her zaman uyumak anlamına gelmez. Bazı günler beden değil, zihin sessizliğe ihtiyaç duyar. Bir süre kimseye cevap vermemek, kısa bir yürüyüş yapmak, masanın başında sessizce oturmak veya yarım bıraktığın kitabın birkaç sayfasını okumak iyi gelebilir. Bunlar büyük çözümler değildir. Fakat hayat çoğu zaman büyük çözümlerle değil, küçük aralıklarla sürdürülebilir hâle gelir.
Elbette bu hâli yalnızca duygusal nedenlerle açıklamak doğru olmaz. Uzun süren, dinlenmeyle azalmayan ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen bitkinliğin bedensel, psikolojik veya çevresel farklı nedenleri olabilir. Böyle bir durumda yaşadıklarını küçümsememek ve gerektiğinde bir uzmandan destek almak önemlidir. “Biraz daha dayanmalıyım” demek, her zaman güç göstergesi değildir.
Belki bugün yapman gereken şey hayatını tamamen değiştirmek değil. Birkaç saatliğine hızını azaltmak, kendine söylediğin sert cümlelerden birini geri almak ve yaşadığın hâli küçümsememektir. İnsan bazen hiçbir şey yapmadığı için değil, uzun zamandır kendisine yer açmadığı için tükenir.
Bu akşam kendine “Neden böyleyim?” diye sormak yerine, “Bugün benim için ne zordu?” diye sorabilirsin. İki soru birbirine benziyor gibi görünür. Ama biri insanı yargılar, diğeri anlamaya çalışır.
0 Yorum