Toksik İlişki Nedir? İlişkide Kendini Kaybetmek

Bir ilişkinin insanı yorduğunu anlamak her zaman kolay değildir. Bazı ilişkiler büyük kavgalarla değil, küçük ama tekrar eden anlarla ağırlaşır. Bir akşam söylenen küçümseyici bir söz, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranılması, açıklama beklerken suçlanan tarafa dönüşmek, arkadaşlarla geçirilen zamanın sürekli mesele hâline gelmesi…
Bunların her biri tek başına değerlendirildiğinde önemsiz veya geçici görünebilir. “Kötü bir gün geçirdi”, “Ben de sert konuştum”, “Beni önemsediği için kıskanıyor” denebilir. İnsan sevdiği kişiyi bir davranışı üzerinden tanımlamak istemez. Bu oldukça anlaşılır.
Fakat aynı davranışlar tekrar ediyor, konuşmalar bir değişime yol açmıyor ve kişi ilişki içinde giderek kendinden uzaklaşıyorsa yalnızca sıradan bir anlaşmazlıktan söz etmek zorlaşır.
Bu yazıda toksik ilişki ifadesiyle, tekrar eden davranışların taraflardan birinin güvenini, sınırlarını ve kendilik duygusunu sürekli biçimde zedelediği ilişki örüntüsünü kastediyorum. Bu klinik bir tanı değildir. Günlük dilde kullanılan geniş bir ifadedir ve bu nedenle dikkatli kullanılmalıdır.
Her tartışmalı ilişki toksik değildir. Her hata kötü niyetin kanıtı olmadığı gibi, iki insanın farklı ihtiyaçlara sahip olması da ilişkiyi tek başına sağlıksız yapmaz. Asıl bakılması gereken, tek tek olaylardan çok ilişkinin zaman içinde oluşturduğu örüntüdür.

Her Zor İlişki Toksik Değildir

Sağlıklı ilişkilerde de insanlar yanlış anlar, savunmaya geçer, düşünmeden konuşur veya sesini yükseltir. Belirleyici olan yalnızca tartışmanın yaşanması değil, sonrasında ne olduğudur.
Kırılan kişi yaşadığını rahatça dile getirebiliyor mu? Söylenen sözlerin sorumluluğu alınıyor mu? Özür yalnızca ortamı yatıştırmak için mi söyleniyor, yoksa davranışta zamanla bir değişiklik görülüyor mu?
İletişim burada gerçekten önemlidir. Hatta birçok ilişkide asıl düğüm, iki insanın birbirine ne söylemek istediğinden çok bunu nasıl söylediğinde oluşur. Kişi ihtiyacını eleştiri biçiminde dile getirir, karşı taraf kendini savunmaya geçer, ardından biri daha sert konuşurken diğeri tamamen geri çekilir. Sorun büyürken başlangıçtaki ihtiyaç görünmez hâle gelir.
John Gottman’ın ilişki araştırmalarında eleştiri, küçümseme, savunmacılık ve duvar örme ilişkiyi aşındıran dört temel iletişim örüntüsü olarak ele alınır. Bir davranışı konuşmak yerine kişinin karakterine saldırmak, alay etmek, üstünlük kurmak veya iletişimi bütünüyle kesmek zamanla bağı zayıflatabilir.

Bu örüntüler değişmez değildir. Tarafların birbirini dinlemeyi öğrenmesi, duygularını suçlamadan ifade etmesi, tartışma sırasında ara verebilmesi ve sorumluluk alması ilişkide ciddi bir değişim oluşturabilir. İletişimi düzeltmek yalnızca daha nazik cümleler kurmak değildir; neyin tekrar ettiğini fark etmek, ihtiyaçları anlaşılır hâle getirmek ve aynı yarayı sürekli açan davranışları değiştirmektir.
Yine de iletişimin etkili olabilmesi için iki tarafın da konuşmaya açık olması gerekir. Kişi ne kadar dikkatli anlatırsa anlatsın karşılığında sürekli küçümseniyor, korkutuluyor veya söyledikleri kendisine karşı kullanılıyorsa mesele yalnızca doğru kelimeleri bulmak değildir.

Yanlış İnsanları Seçmek mi, Kendinden Uzaklaşmak mı?

Benzer ilişkiler yaşayan birçok insan bir süre sonra kendisine şu soruyu sorar:
“Ben neden hep yanlış insanları seçiyorum?”
Kişinin ilişki geçmişine bakması, tekrar eden tercihlerini anlaması açısından değerli olabilir. Ancak bu soru kolayca suçlayıcı bir yere de gidebilir. Bir insanın güvenmesi, sevmesi veya ilişkinin düzeleceğine inanması kusur değildir. Karşı tarafın küçümseyici, kontrol edici ya da zarar verici davranışlarının sorumluluğu bunlara maruz kalan kişiye yüklenemez.
Bununla birlikte bazı alışkanlıklar kişinin sınırlarını korumasını güçleştirebilir. Sınır koyduğunda terk edileceğinden korkmak, karşı tarafın ihtiyacını sürekli kendi ihtiyacının önüne geçirmek veya sevgiyi sınırsız biçimde sabretmekle karıştırmak bunlardan bazılarıdır.
Her şeyi çocukluk, travma veya bağlanma biçimiyle açıklamak doğru olmaz. Güncel hayat koşulları da önemlidir. Maddi zorluklar, çocuklar, yalnız kalma korkusu, sosyal baskı, destek görebilecek bir çevrenin bulunmaması ve partnerin zaman zaman son derece ilgili davranması ilişkiyi değerlendirmeyi zorlaştırabilir.
Bu nedenle dışarıdan kolayca sorulan “Madem mutsuz, neden ayrılmıyor?” sorusunun içeride basit bir cevabı olmayabilir.
İlişkide kendini kaybetmek de çoğu zaman bir anda gerçekleşmez. Önce kavga çıkmasın diye bir konu açılmaz. Sonra yanlış anlaşılmamak için her kelime dikkatle seçilir. Bir arkadaşla görüşmeden önce partnerin nasıl tepki vereceği düşünülür. Günlük kararlar kişinin kendi isteğinden çok çıkabilecek tartışmaya göre verilmeye başlanır.
Kişi önce ne istediğini söylememeye, ardından ne istediğini fark etmemeye başlayabilir.
Her ilişkide uyum sağlamak ve zaman zaman taviz vermek vardır. Fakat sağlıklı uyum kişinin iradesini ortadan kaldırmaz. İlişkinin devamı sürekli olarak tek kişinin küçülmesine bağlı hâle geliyorsa burada fedakârlıktan daha farklı bir durum olabilir.
Bir insanın iyi özelliklere sahip olması da ilişki içinde verdiği zararı geçersiz kılmaz. Partneriniz sevgi dolu, çalışkan veya çevresine karşı yardımsever biri olabilir; aynı zamanda sizin sınırlarınızı ihlal eden davranışlar gösterebilir. İnsanlar tek renkten oluşmaz. Bu gerçek, zarar veren davranışı görmezden gelmeyi gerektirmez.
Bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca “Onu seviyor muyum?” sorusuna değil, “Bu ilişkide kendim gibi yaşayabiliyor muyum?” sorusuna da bakmak gerekir.

“Toksik ilişki” geniş ve zaman zaman belirsiz bir ifadedir. Psikolojik, fiziksel, ekonomik veya cinsel istismar ise güç ve kontrol kurmaya yönelik daha ciddi davranış örüntülerini anlatır.
Partnerin kimlerle görüşüleceğine karar vermesi, arkadaşlardan ve aileden uzaklaştırması, telefonu denetlemesi, kıyafetlere müdahale etmesi, ekonomik kaynaklara erişimi sınırlaması, tehdit etmesi veya kişiyi sürekli korku içinde bırakması sıradan bir iletişim problemi değildir. İlişki istismarı konusunda çalışan kuruluşlar, bu davranışların ortak noktasının partner üzerinde güç ve kontrol kurmak olduğunu belirtir.

Benzer şekilde her inkâr, unutma veya olayları farklı hatırlama durumu gaslighting değildir. İnsanlar aynı tartışmayı gerçekten farklı biçimlerde hatırlayabilir. Buradaki belirleyici nokta, kişinin algısının ve muhakemesinin sistematik biçimde zayıflatılmasıdır. Sürekli “Böyle bir şey olmadı”, “Sen her şeyi uyduruyorsun” veya “Aklından sorunlar çıkarıyorsun” denilerek kişinin kendi yaşadığından şüphe etmesi sağlanıyorsa daha ciddi bir örüntüden söz edilebilir.
Güç ve kontrol örüntüsü varsa meseleyi yalnızca “toksiklik” olarak adlandırmak, yaşanan şiddetin ciddiyetini azaltabilir. Tehdit, takip, fiziksel şiddet, cinsel zorlama veya korkutma söz konusu olduğunda davranışın adını daha açık koymak gerekir.
Psikolojik şiddet görünür bir yara bırakmadığı için hafife alınabilir. Oysa sistematik incelemeler psikolojik partner şiddeti ile depresyon, kaygı ve travma sonrası stres belirtileri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar her kişinin aynı belirtileri yaşayacağı anlamına gelmez; ancak psikolojik şiddetin etkisinin yalnızca “üzülmekten” ibaret olmadığını gösterir.

Karşılıklı iletişim sorunu ile bir tarafın diğerini kontrol ettiği istismar örüntüsü aynı şey değildir.
Bu ayrım, iletişimin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Karşılıklı anlaşmazlıklarda iletişim biçiminin değişmesi gerçekten çok şeyi düzeltebilir. Ancak korkunun ve sistematik kontrolün bulunduğu bir ilişkide sorun, mağdur edilen kişinin kendisini daha iyi ifade edememesi değildir.

Bir insan kendisine iyi gelmeyen birini sevebilir. Yaşadığı zararı fark etmesi, bütün güzel anıları bir anda silmez.
Fakat sevginin varlığı ilişkinin sağlıklı olduğunun tek başına kanıtı değildir. Saygı, güven, sınır ve karşılıklı sorumluluk da gerekir.
Değişim konusunda da yalnızca özre veya kısa süreli sakinliğe bakmak yeterli olmayabilir. Bir tartışmadan sonra güzel sözler söylenmesi, hediye alınması veya birkaç hafta daha dikkatli davranılması kalıcı değişimin kanıtı değildir.
Gerçek değişimde kişi davranışının sorumluluğunu üstlenir. Sürekli karşı tarafı suçlamak yerine ne yaptığını kabul eder. Gerektiğinde destek arar ve değişimi uzun süre boyunca davranışlarıyla gösterir.
Bu değerlendirmeyi yaparken üç soru yeterli olabilir:

  • Rahatsız olduğum bir konuyu korkmadan söyleyebiliyor muyum?
  • Sınır koyduğumda cezalandırılıyor veya sevgisizlikle suçlanıyor muyum?
  • Özürden sonra davranış gerçekten değişiyor mu?

Bu sorular tek başına ilişkiye kesin bir isim koymaz. Fakat kişinin yaşadıklarını daha açık görmesine yardımcı olabilir.

Bir ilişkiye hemen “toksik” demek bazen yaşananları görünür kılar, bazen de karmaşık bir durumu tek kelimeyle kapatır.
Bu nedenle önce ilişkinin kişide bıraktığı etkiye bakmak daha yararlı olabilir. Kendinize duyduğunuz güven azalıyor mu? Sınırlarınız giderek belirsizleşiyor mu? Günlük kararlarınızı karşı tarafın tepkisinden çekinerek mi veriyorsunuz? İlişkiyi korumak için hayatınızın diğer parçalarından uzaklaşıyor musunuz?
Her ilişki zaman zaman yorucu olabilir. Her tartışma ayrılık sebebi değildir. İletişimin değişmesi, kırgınlıkların konuşulması ve tarafların sorumluluk alması pek çok şeyi onarabilir.
Ama konuşma sürekli aynı duvara çarpıyor, sınırlarınız önemsenmiyor veya kendinizi güvende hissetmiyorsanız yaşananları küçültmemek gerekir. Bazen önce yapılması gereken, ilişkinin adını koymaktan çok neyin tekrar ettiğini açıkça görmektir.

0 Yorum

Yorum bırak

Yorumunuz incelendikten sonra yayımlanır. E-posta adresiniz sitede görünmez.

Yorumunuz en az 20 karakter olmalıdır.

Adınız varsayılan olarak gizlenir. Kutucuğu işaretlemezseniz adınız “Ş**** K******” şeklinde görünür.