Gece olmuştur. Gün içinde yapılan konuşmalar yeniden düşünülür. Yarın çıkabilecek sorunlar sıraya dizilir. Gönderilen bir mesajın yanlış anlaşılma ihtimali, alınması gereken kararlar, yetişmesi gereken işler…
Zihin, henüz gerçekleşmemiş olaylara karşı hazırlık yapmaya çalışır.
Dışarıdan bakıldığında bu durum tedbirli olmak gibi görünebilir. Kişi de çoğu zaman kendisine şunu söyler: “Her ihtimali düşünürsem hazırlıksız yakalanmam.”
Fakat bir süre sonra hazırlık ile kontrol etme çabası arasındaki sınır bulanıklaşır. İnsan yalnızca yapabileceklerini planlamaz; başkalarının ne düşüneceğini, olayların nasıl sonuçlanacağını ve gelecekte ne hissedeceğini de yönetmeye çalışır.
Kaygının büyüdüğü yer de çoğu zaman burasıdır.
Kontrol ihtiyacının kendisi bütünüyle yanlış veya sağlıksız değildir. Hayatımızı düzenlemek, sorumluluklarımızı takip etmek ve risklere karşı önlem almak için belli ölçüde kontrole ihtiyaç duyarız.
Sorun, kontrolün bir araç olmaktan çıkıp güvenli hissetmenin tek yolu hâline gelmesidir.
Bu noktada asıl mesele çoğu zaman kontrol değil, belirsizlikle kurulan ilişkidir. Bazı insanlar için sonucun bilinmemesi yalnızca rahatsız edici değildir; zihnin sürekli açık kalmasına neden olur. Olasılıklar çoğalır, ihtimaller büyür ve düşünce bir türlü tamamlanmaz.
Belirsizliğe dayanmakta zorlanan kişilerde endişenin daha kolay büyüyebildiğini gösteren çalışmalar bulunuyor. Fakat bunu anlamak için yalnızca araştırmalara bakmaya gerek yoktur. Günlük hayatta da aynı döngü açıkça görülebilir.
Zihin şöyle düşünür:
“Ne olacağını bilirsem rahatlarım.”
Ardından bir adım daha gelir:
“Ne olacağını kontrol edersem güvende olurum.”
Oysa hayatın önemli bir kısmı bu denkleme uymaz. Bir görüşmenin nasıl geçeceğini, sevdiğimiz birinin ne düşüneceğini veya yaptığımız seçimin yıllar sonra nereye varacağını tam olarak bilemeyiz.
“Belirsizlik, hayatın çözülememiş bir kusuru değil; hayatın yapısının bir parçasıdır.”
Bu cümleyi kabul etmek kolay değildir. Çünkü kontrol etme çabası çoğu zaman yalnızca düzen kurma isteğinden doğmaz. İnsan bazen kötü bir sonuca hazırlıksız yakalanmaktan, hata yapmaktan veya sonradan kendisini suçlamaktan korkar.
Bu nedenle kontrol ihtiyacını yalnızca “fazla düşünmek” olarak görmek eksik kalır. Çoğu zaman altında güven arayışı vardır.
Kontrol davranışları kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Kişi tekrar tekrar kontrol ettiğinde, bütün ihtimalleri düşündüğünde veya en küçük ayrıntıyı planladığında bir süreliğine daha güvende hisseder.
Fakat zihin bu rahatlamadan şu sonucu çıkarabilir:
“Demek ki kontrol etmeseydim kötü bir şey olabilirdi.”
Böylece kontrol davranışı bir sonraki sefer daha da güçlenir. Daha fazla düşünmek, daha çok kontrol etmek ve daha kesin cevaplar bulmak gerekir.
Örneğin önemli bir görüşmeden önce hazırlık yapmak doğaldır. Fakat konuşulabilecek her cümleyi önceden hesaplamaya, karşı tarafın bütün tepkilerini tahmin etmeye ve görüşmenin kusursuz geçmesini sağlamaya çalışmak başka bir yüke dönüşür.
Görüşme henüz başlamadan kişi zihinsel olarak yorulmuştur.
Elbette her planlama kaygının sonucu değildir. Bazı işler gerçekten ayrıntılı hazırlık gerektirir. Buradaki ayrım şudur: Planlama bittikten sonra harekete geçebiliyor muyuz, yoksa yeni ihtimaller üretmeye devam mı ediyoruz?
Plan işe yarıyorsa yol açar. Kaygı tarafından yönetiliyorsa yolu uzatır.
Kontrol ihtiyacı yaşayan birine “Bırak gitsin” demek çoğu zaman işe yaramaz. İnsan yıllardır güvenlik duygusunu kontrol üzerinden kuruyorsa bunu bir anda bırakamaz.
Daha gerçekçi olan, alanları birbirinden ayırmaktır.
Kendi hazırlığımızı, sözümüzü, davranışlarımızı ve sınırlarımızı belli ölçüde yönetebiliriz. Başkalarının ne düşüneceğini, geçmişte yaşananları veya geleceğin bütün sonuçlarını yönetemeyiz. Bazı durumları kontrol edemesek de etkileyebiliriz.
Bu ayrım basit görünür fakat günlük hayatta uygulanması kolay değildir. Çünkü kaygı, kontrol edilemeyen bir durumu da çözülmesi gereken bir problem gibi sunabilir.
Bu noktada iki soru yeterli olabilir:
Şu anda uğraştığım mesele gerçekten benim kontrol alanımda mı?
Bugün yapabileceğim yeterli adım ne?
Buradaki “yeterli” kelimesi önemlidir. Kaygı çoğu zaman kusursuz çözüm arar. Hayat ise çoğunlukla kusursuz değil, yeterince iyi adımlarla ilerler.
Bireysel danışmanlık sürecinde kontrol ihtiyacının hangi durumlarda arttığına, kişiyi hangi duygudan koruduğuna ve günlük hayatı nasıl etkilediğine bakılır.
Bazı kişilerde bu ihtiyaç hata yapma korkusuyla, bazılarında eleştirilme endişesiyle, bazılarında ise geçmişte yaşanan güvensizliklerle ilişkili olabilir. Güncel iş yükü, ekonomik kaygılar, aile içindeki sorumluluklar veya ilişkide karşı tarafın tutarsız davranışları da kontrol ihtiyacını artırabilir.
Her durumun açıklaması aynı değildir.
İnsanın kendi seçimleri ve tepkileri üzerinde etkisi olduğunu hissedebilmesi önemlidir. Bu, her şeyi yönetmek değil; kendi payını görebilmektir. Aynı zamanda her şey netleşmediğinde ortaya çıkan rahatsızlıkla biraz daha kalabilmeyi öğrenmek de bu sürecin bir parçası olabilir.
Zihin aynı meseleyi tekrar tekrar çözmeye başladığında şu ayrımı yapmak işe yarayabilir:
Burada yapabileceğim somut bir şey var mı?
Varsa tek bir adım belirlenebilir. Yoksa zihnin kesinlik aradığı fark edilebilir. Her düşüncenin sonuna kadar takip edilmesi gerekmez.
Her ihtimali hesaplamak insanı her zaman güvende tutmaz. Yalnızca bugünden uzaklaştırır.
0 Yorum